peygamberimizde şakayı severdi...
Herkese samimi ve içten davranırdı. Zaman olur,
şakalaşır, tatlı ve güzel bir hava oluştururdu.
Çünkü başka türlü olsaydı, insanlar Peygamberimiz (sav)’e
yanaşamazlar, ona soru bile soramazlardı.
Zaten insan her zaman ciddi ve ağır meseleleri konuşamaz,
bazen ortamın yumuşatılması, insanların
rahatlatılması gerekir.
Herkes gibi Peygamberimiz (sav) de şaka yapar, lâtifeli konuşur,
ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa, yalan
yalandır.
Bunun yanında, Peygamberimiz (sav) insanlarla alay etmez, hafife almaz,
dalga geçmez, küçük düşürmez, mahcup etmez, zor durumda bırakmaz,
"işletme" gibi olumsuz tavırları hoş
karşılamazdı.
Peygamberimiz (sav)’in yaptığı şakalar yerli yerinde ve
mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül
alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla,
hanımlarıyla, yaşlı ve kimsesiz kişilerle
şakalaşması bu türdendi.
Peygamberimiz (sav)’in bir başka latifesini de Enes bin Mâlik'ten
dinleyelim:
"Çöl halkından Zahir adında bir adam vardı. Zahir
Peygamberimiz (sav)’e her gelişinde kendi yetiştirdiği
ürünlerden hediyeler getirirdi. Şehirden çöle döneceği zaman da,
Peygamber (sav) Efendimiz ihtiyacı olan şeylerle onun heybesini
doldururdu. Gelen hediyelere bu şekilde karşılık
verdikten sonra da şöyle buyururdu:
"Zahir bizim çölümüz, biz de onun şehriyiz."
"Peygamberimiz (sav) Zahir'i çok severdi. Halbuki Zahir hiç de güzel
değildi. Fizikî olarak son derece çirkin bir adamdı.
"Bir gün pazarda çölden getirdiği malları satmaya
çalıştığı bir sırada Peygamber (sav) Efendimiz
gitti, sessizce yaklaştı, Zahir'i arkasından kucakladı
ve elleriyle gözlerini kapadı.
"Zahir tutanın kim olduğunu göremiyordu. Tutan kimse
bıraksın' diye çabalamaya başladı. Bu arada göz ucuyla
arkasından tutanın Efendimiz (sav) olduğunu anlayınca
sırtını Peygamberimiz (sav)’in göğsüne iyice dayamaya
başladı.
"Zahir'in bu neşeli hareketinden hoşlanan Peygamber (sav)
Efendimiz yüksek sesle:
"Bu köleyi satıyorum, var mı alan?' diye seslenmeye
başladı.
"Zahir boynu bükük, mahzun bir halde:
"Yâ Resulallah, benim gibi değersiz bir köleye vallahi kuruş veren
olmaz' deyince Peygamber (sav) Efendimiz: "Hayır, yâ Zahir, sen Allah
katında hiç de değersiz değilsin' buyurdu."
Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimiz (sav)’e gelerek:
"Yâ Resulallah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?" dedi.
Peygamber (sav) Efendimiz:
"Yaşlı kadınlar Cennete giremez" diye ona takıldı.
Bunun üzerine kadın ağlayarak oradan ayrıldı.
Peygamber (sav) Efendimiz, Sahabîlere:
"Gidin ona söyleyin, 'Sen Cennete yaşlı olarak giremezsin.'
Cenab-ı Hak, 'Biz onları yepyeni bir yaratılışla
yarattık da, eşlerine sevgi ile düşkün hep aynı
yaşta genç kızlar yaptık' buyurmuyor mu?" (Vakıa Sûresi,
36.)
Peygamberimiz (sav) kimsesiz, fakir, yoksul, herkesin yüz vermediği,
ilgilenmediği insanlarla küçük şakalar yapar, kalplerini
kazanırdı.
Enes bin Mâlik anlatıyor:
"Bir gün adamın biri Peygamber (sav) Efendimizin huzuruna geldi ve
kendisinden bir binek hayvanı istedi.
"Peygamberimiz (sav) ona, 'Peki, sana bir dişi deve yavrusu vereyim
mi?' diye takıldı.
"Adamcağız, 'Yâ Resulallah, ben sizden bir binek istiyorum,
dişi deve yavrusunu ne yapayım?"
"Peygamber (sav) Efendimiz gülerek:
"Bütün develer dişi deve yavrusu değil midir?' buyurdu."
Peygamberimiz (sav)’in dadısı ve Zeyd bin Hârise'nin
hanımı Ümmü Eymen, bir gün Peygamber (sav) Efendimize gelir ve onu
evine davet eder:
"Yâ Resulallah, beyim sizi davet ediyor."
"O da kim, hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?"
"Beyimin gözlerinde beyazlık yok yâ Resulallah!"
"Evet, gözlerinde beyazlık var."
"Vallahi yok yâ Resulallah."
"Hiçbir insan yoktur ki, gözlerinde beyazlık bulunmasın."
YAŞAR ÇIRAKLI
Erzurum 1996
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun