adresli alıntılar;mahyalar
MAHYA NEDİR?
Ramazan ayına mahsus olmak üzere çifte minareli olan camilerde iki minare arasında gerilen ipe asılmak suretiyle kandillerle yazılan yazı ve yapılan resimlere Mahya denir. Yalnız ramazan ayına mahsus olmak itibariyle buna aylık manasına Mahiye denilmiştir.
KISA TARİHÇESİ
Ramazan ayında ve mübarek gecelerde minareler arasında kurulan mahyaların, Birinci Sultan Ahmed devrinde icadedildiği mütevatirdir. Rivayete göre, 1614 senesinde Fatih Camii müezzinlerinden Hattat Hafız Kefevi namında bir zat, iki minare arasına ortası yazılı çok sanatlı bir çevre işler ve bu çevreyi hediye olarak Sultan Ahmed'e takdim eder. Padişahın çok hoşuna giden bu hediyeden ilham alınarak, dini hükümlere de uygun olmak şartıyla ramazan gecelerinde minareler arasına çevredeki gibi mahyalar kurulması irade edilir ve bu yenilik ilk defa 1617 de tamamlanan Sultan Ahmed Camiinde tatbik edilir. Böylece ramazan gecelerinde minareler arasına mahya kurmak an'ane haline gelir.
Gerçi Osmanlı Devletinin devamı müddetince vakit vakit şehrayinler (şenlikler) yapılmış ve dikilen direkler arasına ipler gerilerek kandiller asılmak suretiyle çeşitli mahyalar kurulmuş idi.
1911 yılından sonra resimli mahya kurulmamıştır. Camilerin elektrikle aydınlatılmaya başlamasıyla mahyalar da elektrikle kurulmaya başlandı. Son devirlerde İstanbul'da tek minare Hekimoğlu Ali Paşa ve Davud Paşa camilerinde olduğu gibi minare şerefesiyle kubbe alemi arasına, hatta Edirne'de Muradiye Camiinde de şerefeye ufkî olarak yerleştirilmiş.
1723 senesinde Padişah Üçüncü Ahmed'in emriyle bütün selatin camilerinde mahya kurulmuş, Eyüp Camiinin minarelerinin boyları mahya yapılmasına müsait olmadığından yıkılıp mahya kurmaya müsait olacak şekilde ikişer şerefeli olarak tekrar yapılmıştır. Damad İbrahim Paşanın sadrazamlığı zamanında mahyası olmayan iki minareli camilere de mahya kurulması emredilmiştir. Mahya masrafları her caminin kendi vakfından karşılanırdı. Yalnız Ayasofya'nın mahya masrafları için Üçüncü Ahmed vakfından tahsisat ayrılmıştır.
Mahyacı, saraydan gönderilen inci ile kırmızı veya yeşil atlas üzerine kurulacak mahyayı işler, bu numune saraya gönderilir, beğenilirse iade olunarak buna göre mahya kurulurmuş. Hatta bu adetin zamana göre sadeleştirerek fakat daha ziyade sansür icabı, Sultan İkinci Abdülhamid devrinde de devam ettiği ve takdim edilen çevreye göre mahya kurulduktan sonra ertesi akşam mahyacıların saraya davet olundukları malumdur. İkinci Abdülhamid devrinin sansürü zaman zaman mahyacıları sıkıştırırmış.
Uzunca bir sırık vasıtasıylada mahya kurulmuştur. Yalnız bu çeşit mahyalara yazılan yazılar Ya Gani, Ya Ali gibi kısa kelimelerden ibaretti.
Mahya Türkiye'den başka yerde yoktur. Türkiye'de İstanbul, Edirne, Bursa, Konya ve Serez'de kurulmuştur. 1911 yılında mahalli istek üzerine Mısır'a Süleymaniye Camii mahyacısı gönderilerek kale içindeki Mehmed Ali Paşa Camiinde kurulmasına çalışılmış ise de minarelerin arası çok açık olduğundan bu mahya iyi olmamıştır.
MAHYA ÇEŞİTLERİ
1- Minare aralarına kurulan mahyalar.
2- İç mahyalar. Bunlar bazı büyük camiler içinde kubbenin ön tarafına kurulur. Ayasofya, Sultan Ahmed, Nuruosmaniye camileri gibi büyük selatin camilerinde kurulan bu mahyalar ister uzun ister kısa olsun teravih namazından önce bitirilirmiş. Ramazanın bazı gecelerinde kurulurmuş.
3- Kaftan mahyalar. Mahyacılar Kadir ve Arife gecelerinde minarelere kaftan giydirerek külahından şerefelerinin alt kısmına kadar minareleri aydınlatırlardı.
4- Şerefe mahyaları. 16. asır sonunda Koca Mustafa Paşa Dergahı şeyhi Hasan Necmettin Efendi namında bir zat rebiyülevvelin on ikinci geceleri Mevlid-i Şerif-i risaletpenahiyi tebcilen dergahın kapısını donatarak ve minarelerde kandil yakmak usulünü koyup devam eylediği ve bunu görüp çok hoşlanan Sultan Birinci Ahmed camilerde de kandil yakılmasını emretmiş, bu suretle camilerde ve minarelerde kandil yakmak adeti teessüs etmiştir. Bu adet bugün elektrik ampulleriyle yapılıyor.
5- Uçurtma mahyalar. Namazdan sonra minarelerden kandiller uçurtulur, avluya toplanan cemaat seyredermiş. Uçurtma kandiller camiden camiye de uçurtulurmuş. Uçurtma kandiller ramazan ilanında da kullanılırmış.
6- Şehrayin mahyaları. Yalı önlerine, meydanlara, bina üstlerine ve denize dikilen direkler arasına gerilen iplere kurulan tezyini mahyalar. Caddelerde fener direkleri arasına kurulan mahyalara yer mahyası denir.
MAHYANIN YAPILIŞI
Camilerde mahya hazırlığı, minareler arasına mahya halatı çekmek suretiyle ramazandan on beş gün evvel başlar ve ramazanın birinden on beşine kadar yazı, bundan sonra resim olmak üzere kurulurdu.
Mahyaları kurmak için evvela büyük bir kağıt üstüne iki minare arasındaki mesafeye göre bir nisbet dahilinde ufkî bir çizgi çizilip bunun alt tarafına yazı yazılır. Sonra bu yazının harfleri üzerine münasib ve müsavi aralıklarla noktalar konur. Bu noktalar kandillerin asılı bulunacakları yerlerdir. Bundan sonra bu noktalardan yukarki ufkî çizgiye birer şakuli hat çekilir. İtibar edilen nisbete göre bu çizgilerin boyları ölçülür ve her biri için o boyda bir ip hazırlanır. Sonra bu iplerin bir ucuna bir makara ve diğer ucuna bir kandil kutusu bağlanır. İpler bu suretle hazırlandıktan sonra resimde her kandil ipinin yazıdaki vaziyetine göre birbiri arasındaki mesafeyi ölçülerek o mesafelere müsavi uzunlukta iplerle makaralar birbirine bağlanır. Artık mahya hazırlanmış demektir. Bunu iki minare arasına asmak için evvela karşılıklı iki minare şerefesi arasına kalın bir ip gerilir. Diğer ipin bir ucu da yazının ilk kandili makarasına bağlandıktan sonra karşı şerefeye bağlı bir makaradan geçirilerek mahyacının bulunduğu şerefeye uzatılır ki bu gerilmiş olan diğer ipin alt kenarında bolca olarak durur. Gündüzleri iki minare arasında biri ufkî ve gergin, diğeri altta kavisli ve bol olarak görülen ipler bunlardır. Her akşam değiştirilen yazılara ait ipler gündüzden takımıyla alınıp şerefeye çıkarılır ve sırasıyla mahya ipinin makaralarına takılarak o yazıya ait olan ara ipleri de bağlanır. Gece mahya kurulacağı zaman -ki umumiyetle akşam namazından sonradır- şerefenin kenarında duran bu ipler sırasıyla birer birer alınarak uçlarına birer kandil takıp yakılır ve aşağıya salıverilir. kandiller yandıkça karşıya giden ve oradaki makaradan geçip gelen minareye doğru gönderilir. Bu suretle evvela yazının baş harfleri sonra ortadaki ve nihayettekiler teşekkül ederek yazı meydana gelir.
Mahya ipleri tertib etmek ve mahya kurmak epeyce bir bilgi ve tecrübeye muhtaç bir iş olduğundan her büyük caminin bir mahyacısı olurdu. Bunlar ekseriya birbiriyle yarış edercesine en güç terkibleri yaparak maharet göstermek isterlerdi.
MAHYA YAZILARI
Lailaheillallah, Allah, Muhammed, Bismillahirrahmanirrahim, Ya Gani, Ya Kafi, Ya Safi, Tebe-rakellah, Ya Mabud, Ya Kerim, İnna Fetahnâleke fethammubinâ, Bu da geçer Ya Hu, Safa geldin ey ramazan, el firâk, elvedâ,
1. Dünya Savaşı zamanında:Hilal-i Ahmeri Unutma, Hubbül vatan minel iman, Muhacirlere yardım ediniz, Muhacirleri unutma,
İstiklâl mücadelesini müteakip:Yaşasın İstiklâl v.s... Eski mahyacılar yazılardan ibaret vecizeler kuracakları zaman, meşhur hattatların istiflerinden asıllarını bozmadan sadeleştirmek suretiyle istifade ederlerdi.
Şu resimler yapılırdı: Boru çiçeği, ağaç, kız kulesi, kayık, gemi, vapur, köşk ve fıskiye, köprü, iki minareli cami, ay yıdız, top v.s. şekiller.
Bayram geceleri de mahya yerine bir sıra kandil çekilir ve bu nurani çizgi ile ramazanın yolcu olduğu ima edilirdi.
SANAT DEĞERİ
Mahyacılığı ıslâh eden ve ona sanatkârane bir eda veren, 1877 de vefat etmiş olan Süleymaniye baş mahyacısı Abdüllatif Efendi'dir. Latif Efendi isminde bir mahyacının talebesi olan bu zatın aynı zamanda pehlivanlık, gümüş divitçilik, müezzin başılık, aşçı başılık gibi marifetleri de varmış.
Abdüllatif Efendi gezdirme mahya yapmakla maruftur. Kurduğu mahya hareket eder. Süleymaniye minarelerinin üç şerefesi arasına üç halat gererek, ortadaki halatın iki tarafına kandillerle Unkapanı Köprüsü ve Azapkapı Sokullu Camiini, üst halata bir araba, alt şerefelere çekilen alt halata kayık ve balıklar resmettiği, sonra bunlardan üst halattaki araba ile alt halattaki kayık ve balıkları minareler arasında sağa sola seçerek hareket ettirdiği gezici mahyası çok meşhur idi. O zaman İstanbullularca bir hadise olan bu mahyanın ramazanın on beşinden sonra kurulması âdet imiş.
Abdüllatif Efendi, benim üstadım Şeyh Kefelivi'dir dermiş,kendisinde onun modellerinden de varmış. Lakin bunlar meşhur Hocapaşa yangınında yanmıştır.
Abdüllatif Efendi bir çok şehrayin ve uçurtma mahyaları da yapmıştır.
Ramazan gecelerinde, minareler arasında nurdan örülmüş gibi duran, süzülmüş, elenmiş ışık zerreleri haline gelmiş, sonra da inci dizileri gibi parlayarak birbirine yaklaşmış, sonra da toplanmış şekilleşmiş kutsal bir yazı haline gelmiş mahyaları seyredip vecde gelmemek mümkün mü? Yine kuyruklu yıldız gibi zevkli, tatlı ve hoş uçan mahyaları görüp hayran olmamak mümkün mü? kandillerin nurani, hareketli ve kıvrak ışığı da mahyalara ayrı bir tad, ahenk verir, insanda sanat uyanışını sağlar.
Günümüzde de İstanbul, Ankara, Edirne, Bursa gibi büyük şehirlerimizde iki minare arasına ramazanlarda mahya kurulmakta ise de hakikaten bunlarda eski mahyaların sanat ve zevki aranmamalıdır. Teknoloji her şeye olduğu gibi mahyalara da çirkinlik getirdi.
MAHYANIN ÖNEMİ
Üç asırlık bir maziye malik olan mahya sanatının önemi büyüktür. Mahyalar göze ve gönle hitabeden dini, ahlaki, terbiyeyi bir yayın , seyir, haz vasıtası olmakla birlikte, dünyada sadece bizde olması münasebetiyle turizm bakımından da önemlidir. Mahyanın güzelliği, zevki tarih gecelerinde ve hatıralarda kaldı.
Bugün bu mevzuda yapılacak tek şey, Türk zevkini en iyi ifade eden örnekler arasında zikredebileceğimiz an'anevi mahya sanatımızı, hiç olmazsa İstanbul gibi tarihi ve büyük şehirlerde canlandırmak, üç asırlık bu zevkten günümüz insanına tattırmak. Ayrıca, eski mahyaların zevkini verecek yeni elektrikli mahyaları araştırmak...
yazar;ali toy
--------------------------------------------------------------------------------
Mahya hakkında geniş bilgi için bkz
1- Mahya Araştırmaları Süheyl Ünver
2- Osmanlıca Deyimler ve Terimler Sözlüğü Cilt II M Zeki Pakalın
3- Sanat Ansiklopedisi Celal Esat Arseven
alıntının adresi;http://dergi.altinoluk.com/makale_detay.php?makale_no=d003s043m1&dergi_sayi=3&key=kandil
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun